Sporda Terminoloji: Anlatımı mı Kolaylaştırıyor, Gerçeklikten mi uzaklaştırıyor?

6 numara, 8 numara, 10 numara… Oyuncu rollerini açıklamak için kullanılan bu terimleri elbette duymuşsunuzdur. Peki oyuncu rollerini sayılara indirgeyerek türetilen bu terimler anlatılmak isteneni tam anlamıyla karşılıyor mu?


Herkesin aşina olduğu iki orta saha üçlüsünü ele alalım: Casemiro-Kroos-Modric ve Jorginho-Allan-Hamsik. 6-8-10 şablonu olarak değerlendirilen bu iki üçlüden numaraları birbirine denk olan futbolcuların takımlarındaki rollerini kıyasladığımızda çok ciddi farklar görüyoruz. Örneğin 6 numara olarak nitelendirilen Casemiro oyuna kattığı sertlik ve müdahale becerisiyle orta sahanın savunmadan sorumlu oyuncusuyken Jorginho’nun bir numaralı görevi topu savunma önünde alıp oyunu kurmak.

instagram.com/casemiro

instagram.com/casemiro

“Madem numaralar üzerinden türetilen bu terimler anlatılmak isteneni tam olarak karşılamıyor neden hala bu terimleri kullanıyoruz?” sorusu üzerine kafa yorduğunuzda aklınıza gelmesi muhtemel ilk şey Türkçedeki terminoloji eksikliği. Almancada nadelspieler, raumdeuter; İtalyancada regista, mezzela, trequartista; İngilizcede deep-lying midfielder, false-back ve daha niceleri gibi oyuncu rollerini açıklamak üzere türetilmiş kelime varken Türkçe’de bu kelimeler oldukça sınırlı. Ancak durum sadece bundan ibaretse terminolojisi yeterli olan dillerde 6 numara, 8 numara, 10 numara gibi terimlere rastlamamamız gerekir değil mi?


“Fabregas benim 7 numara diye tanımlamayı uygun gördüğüm bir oyuncu çünkü o ne bir 6 numara ne de bir 8 numara. Normalde 7 numara kanat oyuncularına denir fakat ben 6 numara veya 8 numara diye tanımlanamayacak oyuncuları 7 numara diye tanımlamayı seviyorum. O aynı zamanda hem 6 numara hem de 8 numaranın işini yapıyor bu yüzden o bir 7 numara ve ona çok ihtiyacımız var.”

 

“Hazard ile farklı 10 numara anlayışlarına sahibiz. Buradaki ilk dönemimde 10 numara kulanmadan iki tane 8 numarayla oynadık. İki orta saha ve bir 10 numaranın olduğu sistemlerde 10 numaradan çok şey talep ederim. Bana göre 10 numara takım topu kaybedince 8,5 topa sahipken de 9,5 gibi davranmalı.”

 

“Rooney benim takımımda hiçbir zaman kaleden 50 metre uzakta oynayan bir 6 numara olmayacak. Bana onun çok iyi pas attığını söyleyebilirsiniz ancak baskı yokken ben de çok iyi pas atıyorum. Gol pozisyonunda olmak ve topu ağlarla buluşturabimek en zor şeydir. Bu yüzden o benim için her zaman 6 veya 8 numaradansa 9, 10 veya 9,5 numara olacak.”

 

Yukarıdaki açıklamalar Jose Mourinho’nun çeşitli röportajlarından oyuncu rollerini numaralandırma sistemini kullanarak açıkladığı bazı kesitler. Buradan çıkarıyoruz ki bunu tamamen terminolojiye bağlamak oldukça yersiz. Numaralandırma sistemi pek çok dilde kullanılıyor. Hatta bu oyunu en çok bilen bu oyun hakkında en çok düşünen meslek grubu olan teknik direktörler tarafından bile. Peki numaralandırma sistemine her teknik direktör sıcak bakıyor mu?

thetimes.co.uk

thetimes.co.uk

Pep Guardiola ve Jose Mourinho… Birbirine defalarca antitez oluşturarak futbolun son 10 yılına damgalarını vuran ikili bu konuda da birbirlerinden farklı düşünüyor. Mourinho’nun kullanmayı sevdiği hatta kesirler ekleyerek geliştirdiği numaralandırma sistemi Pep için saçmalıktan ibaret.

Pep’in oyuncu rollerini tanımlamak için numaraları kullanmayı reddetmesinin sebebi çok basit. Farklı ülkelerde farklı numaralandırma sistemleri olduğundan aynı role sahip oyuncu farklı ülkelerde farklı numaralarla anılıyor. Pep bu duruma örnek olarak da pivot rolündeki oyuncuya Almanya’da 6, Arjantin’de 5, Barcelona’da ise 4 numara denmesini gösteriyor.

Bu durumu Guardiola-Mourinho ekseni üzerinden alışılagelmiş algıyla inovatif-demode kıyası üzerinden değerlendirip numaralandırma sisteminin eski kafalalılar için olduğunu öne sürebilirsiniz ancak bu noktada da Guardiola’nın “Onunla tanışmadan önce futbol hakkında hiçbir şey bilmiyordum” dediği ismin, Johan Cruyff’un, 2015 yılında yaptığı şu açıklamasını not olarak düşmemiz gerekiyor.

“4-3-3 formasyonunda doğru dengeyi korumak için merkez orta sahalarınızın işin hücum kısmındansa savunma kısmında yer almasını istersiniz. Bu yüzden de 6 numarayı 10 numaraya tercih edersiniz. 10 numarayla oynadığınızda sahaya 4-2-1-3 şeklinde yerleşirken 6 numarayla oynadığınızdaysa 4-1-2-3 şeklinde yerleşirsiniz. Ortadaki iki numaraya bakacak olursanız 10 numarayı kullanıyorken topun arkasında iki oyuncunun kaldığını ve bir oyuncunun hücum için pozisyon hazırladığını görürsünüz. 6 numarayı kullanırken ise iki tane hücum gücü olan üç orta saha oyuncuyla topun arkasına geçebilirsiniz. Böylece hem defansta hem ofansta ekstra bir oyuncu yaratarak bir taşla iki kuş vurabilirsiniz. 10 numarayla oynamayı seçerseniz rakibiniz baskıyı arttırdıkça soru yaşarsınız. Bu durumda topun arkasında 60 metrelik paslar atması gereken iki orta saha oyuncusuna ihtiyaç duyarsınız ve bu da imkansızdır.”

Modern futbolun öncülerinden olarak nitelendirilen Cruyff yukarıdaki kesitte 4-3-3 formasyonunda 10 numaralara ihtiyaç olmadığını anlatıyor. Bunu yaparken de 6 numara ve 10 numara terimlerinden yararlanıyor. Yararlanıyor çünkü bu kalıplaşmış terimleri oldukça basit ve etkili buluyor.


Bu fikir ayrılığı sadece 6 numara, 8 numara, 10 numara terimlerini veya sadece futbolu kapsamıyor. Basit açıklamalar ve alışılagelmiş terimleri tercih edenlerle yeni terimlere ihtiyaç olduğunu düşünenler bu fikir ayrılığının taraflarını oluşturuyor. Bir taraf yeni kavramlar türetilip kullanılmaya başlandıkça gerçeklikten uzaklaşıldığı ve bu yüzden kullanılmaması gerektiği motivasyonuna sadık kalırken diğer taraf ise sporun her dalının git gide kompleksleştiğini bu yüzden de oyunun oynanış şeklini, oyuncuların rollerini ve takımların organizasyonlarını anlamak ve anlatmak için yeni terimlere ihtiyaç olduğunu savunuyor.

Basketbol, daha az kişiyle daha çok pozisyon üzerinden oynandığından oyuncu rollerini anlamak ve bu rolllerdeki değişimlerin oyuna etkisini gözlemlemek daha kolay o yüzden “kompleksleşen oyun yeni terimleri mecbur kılıyor” mottosunu basketbol örnekleri üzerinden işlemek daha açıklayıcı. Bu sebeple bu noktada NBA takımları üzerinden gideceğiz.


NBA’in zirvesinde yer alan Milwaukee Bucks sezonun büyük bir bölümünde maçlara Brogdon, Bledsoe, Middeleton, Antetokounmpo, B. Lopez beşiyle çıktı. Bucks’ın bu maçlardaki temel hücum prensibi Antekounmpo’nun potaya gidebilecek koridorları yarattığında durdurulamaz olması sebebiyle Antetkounmpo’nun çevresini şutörlerle donatmak, rakibi genişletmek ve Yunan oyuncuya potaya gidebileceği alanı sağlamaktı. Takımın pivotu Lopez de bu oyun planında doğru alan paylaşımını sağlamak için sezon boyunca adeta bir dış şutör gibi kullanıldı.

Doğu Konferansı’nda ikinci sırada yer alan Denver Nuggets sezon boyu sakatlıklardan çok çekse de esas beşi olarak Murray, Harris, Barton, Millsap, Jokic beşlisini gösterebiliriz. Denver hücumun merkezinde takımın pivotu Jokic’in oyun kurması yer alırken savunmada ise koç Mike Malone, Nikola Jokic’i savunma zaaflarını ve ayaklarının yavaşlığını gizlemek el çabukluğundan da faydalanmak için çembere uzak ve pas kanallarını kapatan bir rolde kullanıyor. Millsap da savunmada çember koruyucu rolünü üstleniyor.

jsonline.com

jsonline.com

Mevkisi ‘kısa forvet’ veya ‘uzun forvet’ olarak nitelendirilen 2.11 boyundaki Antetokounmpo’nun boyalı alandan sayı bulma rekorlarını paramparça etmesi de takımın ‘pivotu’ olarak nitelendirilen 2.27 boyundaki Brook Lopez’in maç başı 6,5 üçlük deneyen bir şutöre dönüşmesi de 2.13 boyunda 113 kiloluk Jokic’in takımın ana oyun kurucusu olup maç başı 7,6 asist yapması da en basit tabirle ‘sıradaşı’ olarak nitelendirilebilir. Ancak bu durumun ‘sıradışı’ bir tarafı pek de kalmadı çünkü bu kadar çarpıcı olmasa da bu duruma LeBron’un ve Simmons’ın oyun kurucu rolünde oynamaları, Griffin’in gerektiğinde topun yönlendirilmesine katkı sağlaması, Durant’in çember koruyucuya evrilmesi gibi pek çok örnek sayabiliriz.

Oyun değişiyor, gelişiyor ve artık yıllardır süregelen guard, şutör guard, kısa forvet, uzun forvet, pivot düzeni de bunu basitleştirilmek için kullanılan 1 numara, 2 numara,3 numara, 4 numara, 5 numara düzeni de artık oyuncu rollerini karşılamıyor. Bu terimlerin yerini almak için ana top yönlendirici, yan top yönlendirici, topu yere vurabilen kanat oyuncusu, çember koruyucu, köşe şutörü gibi terimler hazırda bekliyor.


Diğer uca, “Yeni terimler olayları daha kolay anlatmaktansa soyutlaştırıyor” savunucularının tarafına dönelim. Bu tarafın motivasyonunu anlamak için önce şunu anlamak lazım. Teknik direktörlerin oyuncularla iletişimi ile iki futbol yazarının birbiriyle veya bir yazarın düzenli okuyucularıyla iletişimi arasında uçurum var. Pek çok teknik direktörün soyunma odası veya antrenman görüntülerinde kompleks terimlere rastlayamazsınız, çünkü onlar anlatmak istediği şeyin bütün oyunculara geçmesi için bir öğretmen edasıyla olabilecek en basit şekilde anlatmak zorundadırlar. Burada akıllara Nagelsmann’ın da kısa süre içerisinde fenomen olan “Teknik adamlığın %30’u taktiksel bilgi, %70’i ise sosyal beceridir.” sözü geliyor. Teknik direktörler her zaman karşılarında Xabi Alonso, Bastian Schweinsteiger, Philipp Lahm gibi işin taktik boyutuna kafa yoran, terimlere hakim olan oyuncular bulamıyorlar bu sebeple teknik direktörler için en etkili iletişim mümkün olduğunca basit kavramlar üzerinden ilerlemek. Bu fikri benimseyenler sporun sistematize edilebilecek bir şey olmadığını, özgün ve basit ifadelerle tartışılması gerektiğini savunup kompleks kavramlarla iletişim kurmanın konuyu gerçeklikten uzaklaştırdığını düşünüyor.


Bu konuda siyah veya beyazlardansa çoğunlukla gri fikirlerim var bu sebeple de keskin bir şekilde “şu taraftayım” diyemiyorum ancak bu tartışmaların içinde tamamiyle karşısında olduğum bir fikir var. Bu fikir de bulunan yeni terimlerin sahada olan biteni çözdüğü veya olan bitene bir şey kazandırdığını düşünmek ve bunun üzerinden de insanlara “X, half-space’i nerden bilsin” , “Y, gegen-pressing’i nerede okumuş ki uygulatsın” gibi eleştiriler yapmak.


İkinci Dünya Savaşı’nın ardından santraforu Norbert Hoffling’in Lazio’ya transfer olmasıyla birlikte Macar teknik direktör Marton Bukovi santraforsuz kalır. Santraforunun yerini nasıl doldurabileceğini düşünür ve çareyi kısa boylu, teknik kapasitesi ve oyun görüşü yüksek, fizikli olmasa da koşu zamanlamaları oldukça iyi olan bir kanat oyuncusu olan Peter Palotas’ı Norbert Hoffling’in yerine monte etmekte bulur, 3-1-2-4 formasyonuna geçer ve Palotas’a 9 numaralı formayı verir. Devamında o dönemde Macaristan Milli Takımı’nın başındaki isim olan Gustav Sebes benzer özelliklere sahip Nandor Hideguti’yi bu rolde kullanır ve iki sene sonra Dünya Kupası’nda Batı Almanya ile finalde karşılaşacak olan takımın temellerini atar. Daha önceki yıllarda ,1930’larda, Avusturya’da Matthias Sindelar’ın da bu rolde kullanıldığı söylenir.

Nandor Hidegkuti

 

Yukarıdaki hikayeden de anlayacağınız üzere sahte 9 rolü biz Spalettti’nin Totti’sine, Pep’in Messi’sine, Del Bosque’nin Fabregas’ına sahte 9 demeden önce de vardı. Tıpkı biz LeBron’a point forward demeden önce LeBron’un takımın yarı saha hücumlarını yöneten ana oyun kurucusu olduğu gibi.


Yani özetle; oyunlar kompleksleşiyor, spor üzerine yapılan entellektüel tartışmaların sayısı artıyor ve bu durum hayatımıza girmesi gereken daha açıklayıcı yeni terimleri doğuruyor ancak bu terimlerin oyunu geliştirmek veya çözmektense oyunu açıklamak için olduğunu ve oyunların başrolleri olan sporcular ve teknik ekiplerdense biz seyirciler için olduğunu kabullenmemiz lazım.


 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*