Müdür: Massimiliano Allegri | #çeviri

Mario Mandžukić’i  Real Madrid kalecisini avlarken izlediğimde, vay canına, belki diye düşündüm.

Sonra top ağlarla buluştu ve tamam belki de bu bizim şansımız diye düşündüm. İlk on birdeki oyuncularımızın tekniği harikaydı ve Mandžukić harika bitirmişti. Aklımda bu golün bir daha tekrarlanamayacağı vardı. Şampiyonlar Ligi finalindeki bir takımın farkını gösteriyordu. Sadece iyi olamazsınız. Özel olmanız gerekir.

Özel oyuncularımız vardı. Ne yazık ki Real Madrid’in daha fazla özel oyuncusu vardı. İkinci yarı, ihtiyacımız olan araçlara ya da parçalara sahip olmadığımızı biliyordum. Ayağından sakat zorlukla ayakta duran iki oyuncumuz vardı ve Real Madrid çok zekice oynadı. Rahatlamışlardı.

Finale çıkmak için, yeteneğe ve şansa ihtiyacınız var. Kazanmak için, daha iyi bir takım olmalısınız. Ve bu belki garip gelebilir, ama o gece sahada yürürken kafam rahattı. Çünkü daha iyi takım olmadığımızı biliyordum. İşte bu kadar basitti.

Takımla birlikte Cardiff’ten ayrıldım ve İtalya’ya döndüm. Bir sonraki gece, eve döndüğümde, kendime çok zor bir soru sordum: Bu takımla buraya kadar mı gidebilirim?

http://rs.n1info.com/a273631/Sport-Klub/Fudbal/Alegri-Drugi-gol-nas-je-slomio.html

Juventus ile son bir final bölümü yazmalı mıyım merak ediyordum. İşler zorlaştığında böyle olur. Küçük bir çocukken, hayatımın çok basit olduğunu hatırlıyorum. Mutlu, sessiz bir çocuktum. En güzel anılarım Livorno’da dedemin beni götürdüğü at yarışı pistindeydi. Çocuk olarak tek hatırladığım: At yarışı pisti, futbol, belki de annemle yediğim yemeklerdi. Okuldan hoşlanmazdım, ama okul henüz çok ciddileşmemişti.

Sonra 14 yaşına geldiğimde, her şey ciddileşti.

“Massi, okuldan kaçamazsın! Sınavlarını geçmelisin! Oturup Napolyon’a çalışmalısın!”

Bundan nefret ettim. Nefret ettim.

Bir gün sınıfta oturduğumu hatırlıyorum ve öğretmenim bana bir şey için kızıyordu ve şunu fark ettim. Kendime şunu dediğimi hatırlıyorum: İyi bir öğrenci olmak istemiyorum. Ama iyi bir müdür olabilirim.

Belki her futbol menajerinin hayali okul müdürü  – il preside (başkan)- olmaktır. Bilmiyorum.

Gençken futbol sahasındayken bile, öğretmen olmak istiyordum. Dürüst olmak gerekirse …asiydim, diyelim. (Bazı menajerler bunun için başka bir kelime kullanabilir.) Kendi koçlarımla birkaç tutkumu tartışmıştım, ama bu daha fazla oynamak ya da bunun gibi bir şey değildi. Oyunculuğu bıraktığımda, yönetmekle ilgilendim, işe yaramayacağını düşünen birçok insan vardı.

İlk menajerlik işime geldiğimde, 20 yıl önce Pistoiese’ten aldığım ilk teklifi geri çevirdim, çünkü sınıfta oturmak istemiyordum. Kuralları koçluk lisansımı almak için bir ay boyunca okula gitmek ve her gün sınıfta 5 saat geçirmekti. 14 yaşımdaki dönemi hatırladım – kabus gibiydi! Bunun yerine, 15 günde lisansımı alabileceğim Coverciano’ya gitmeyi seçtim. Günde yalnızca 2 saat sınıfta oturdum ve geri kalan zaman da koçluk yaptım.

Belki dik kafalıyım, ama sanırım, özellikle şu anda ve oyun değiştiği için, bu ihtiyacınız olan bir şey. Basın, onlar her zaman diziliş hakkında konuşur. Matematikten konuşur.

3-5-2.

5-4-1.

4-2-3-1.

“Bay Allegri, hangisini seçeceksiniz? Bilmeliyiz?”

Sahada bu daha karışıktır. 3-5-2, top sizdeyken  3-5-2 olabilir ve sonra top sizde değilken, 5-4-1’e ihtiyacınız olabilir. Ya da bla bla bla.

Önemli olan şey iyi durumda olmak, disiplin ve içgüdüdür. İçgüdüleriniz in en önemlisi olduğunu düşünüyorum. İçgüdülerime güvenmediğim zaman, kendimden şüpheye düştüğüm zaman, işte o zaman hata yaparım. Menajer olarak hatalarınızdan ders alırsınız. Kariyerimin en önemli anını düşündüğümde, bu İtalya Şampiyonluğu ya da Şampiyonlar Ligi değildi.

A.C. Milan’da ofisime geldiğim ve kovulduğum gündü. Şaşırmamıştım. Kovulacağımı biliyordum. Saygılıydılar. Daha fazla menajerleri olmayacağımı yüzüme söylediler. Ama bu hayal kırıklığını ortadan kaldırmadı. Kovulmanın menajerliğin bir parçası olduğunu biliyorum, ama bu kalbinizde başarısız olduğunuz hissini ortadan kaldırmıyor.

Milan’dan ayrıldığımda işimi bir başarısızlık olarak gördüm.

Bazen kendimi soğuk olarak görürüm, ama gerçekten, bu benim bir parçamın kararı. İleri gidebilmek için menajer olarak kesin bir soyutlanma olmalı. Futbolu seviyorum ve işimden keyif alıyorum – bu yüzden her sabah geri dönüyorum- ama günümün 24 saati değil. Günümün en önemli zamanı, ne olursa olsun saat sabah 9’dur.

Aslında, gününüm en önemli zamanı espressomu aldığım sabah 7’dir. Ama en önemli ikinci zaman oğlum Giorgio’yu alıp okula götürdüğüm saat olan 9’dur. Diğerleri için farklı olabilir. Ama ben üretici bir menajer olamam. Olmadığım bir şey olamam. Neysem oyum.

Üç yıl önce Juventus’a ilk geldiğimde, ilk başta pek bir şey değiştirmedim. Kulüp, Bay Conte’nin yönetimi altında pek çok şey başarmıştı. Ama yavaşça, yeni oyuncular geldikçe, etrafta dolaşıp, gördüğüm takımı inşa ediyordum – oyuncuların birlikte çalışması gereken yerler, hücumda nasıl daha güçlü oluruz, nasıl taktiksel olarak değişken olabiliriz.

Ve o sezon birlikte Şampiyonlar Ligi finaline ulaştık. La Scala’da bir açılış gecesi gibi hissettirdi. Birçok insan izliyordu. Atmosfer, hisler. Beklenti. Bunu gibi hiçbir şey yok. Bir opera gibiydi.

Tabii sonunda Barcelona’ya kaybetmek olmasaydı. Acı bir hayal kırıklığıydı, ama bu yenilgiden dersimi aldığımı düşünmüştüm.

http://www.scmp.com/sport/article/1817827/juventus-coach-massimiliano-allegri-high-spirits-despite-champions-league

Bu sezon başka bir Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid’e karşı oynadık. Eksiklerimizi ve yapmamız gerekenleri, teknik ve taktik olarak iyi çalıştığımızı düşünmüştüm.

Özellikle de Mario o muhteşem golü attığında, düşündüm ki, Belki bu bizim anımızdır.

Belli ki bu değilmiş.

Yenilgiden sonra eve döndüğümde, devam etmek konusunda çok ciddi düşünmeliydim. Neden ilk başta menajer olduğumu düşündüm. Ayrıca dedemi de düşündüm. Çok çalışkan bir adamdı. O bir taş ustasıydı. Gençken, bütün maçlarıma gelmeye çalışırdı. Kazanmamız ya da kaybetmemiz önemli değildi. Futboldan hiçbir şey anlamazdı.

Şöyle derdi, “Bel gioco, Massi. Ora vuoi andare a vedere i cavalli?”

(“İyi maç, Massi. Şimdi atları görmeye gitmek ister misin?”)

Maç hakkında hiçbir zaman soru sormazdı. Sadece eğlenmemi ve orada beni görmek isterdi.

Bunlar içimdeki değerler. Bu seviyede futbolda çok fazla baskı var ve olmalı da. Ama bunu neden yaptığımı hatırlamaya çalışıyorum. Kendimi bir menajer olarak görmüyorum. Kendimi bir genç takım koçu olarak düşünüyorum.

Öyle çünkü öğretmeyi seviyorum. Gerçekten bu hayatımın keyfi. Oyuncuları daha iyi ve daha akıllı yapmayı seviyorum.

Bu yüzden, Juventus kadrosunu düşündüğümde, kararım sonra derece kişiseldi. Hala kanıtlayabileceğim çok şeyin olduğunu biliyorum. Ve öğretecek çok şeyim olduğunu biliyorum.

Bu yüzden o gece, uyumaya gitmeden önce, kulüp benim stratejimle ve birlikte ilerlemek istese, o zaman kalacaktım.

Ertesi sabah, kafam rahattı. Ofisime saat sabah 7’de geldim ve espressomu aldım. Yeni fırsatlarla yeni bir sezondu. Basında bu takım ve oyuncular için pek çok şey söylendi. Neler yapabiliriz? Neler yapamayız?

Benim için, Paulo Dybala ve Gigi Buffon’a baktım. Bir yönde onlar bu takımın sembolleri.

http://www.goalzz.com/?n=569780

Dybala’yı okuldaki ilk yılına başlamak üzere olan parlak bir çocuk olarak görüyorum. Buffon, Dünya Kupası’yla masterını yapmak üzere. Birinin önünde bir kariyer var, diğerininki sonuna yaklaşıyor. Biri Avrupa’nın en iyisi olduğunu göstermek istiyor. Diğeri zaten harika, ama kendi mirasını tepede bitirmek istiyor.

Cardiff’teki yaralarımızdan kurtulabileceğimizi biliyorum. Harika bir sezon geçireceğimizi biliyorum.  Harika bir Şampiyonlar Ligi dönemi geçireceğimizi biliyorum.

Yarının neler getireceğini biliyorum. Ve gelecek sabahın da. Ve ondan sonraki sabahın.

Bu yüzden şu anda sadece çalışmaya devam edeceğiz. Bir kere daha La Scale’daki açılış gecesine ulaşmaya çalışacağız. Operanın güzel yanı, her sene yeni bir gösteri olur.

http://theworldgame.sbs.com.au/article/2016/05/15/juventus-wrap-serie-season-sampdoria-thumping

MASSIMILIANO ALLEGRI

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*